Ekmek uygarlığının sonu

Ekmek ilk çağlardan beri uygarlığın başlangıç noktası olmuştu. Taş devrinin özgür avcı-toplayıcı insanı, beslenmesinde buğdayı sınırlı zamanlarda elde edebiliyordu. Buğdayın evcilleştirilmesi Neolitik çağ insanının Tarım devrimiyle başlar. Taş devrinin avcı – toplayıcı insanı bitmek tükenmek bilmez bir besine ulaşma telaşı içindeydi. Zor ve dengesiz koşullarda büyük kıtlıklar yaşayabiliyordu. Neolitik Tarım çağı ile insanoğlu önce buğdayı evcilleştirdi. Sonra buğdayı öğüterek ekmek yapan insanoğlu giderek onu beslenmesinin temel öğesi haline getirdi. Bu da çok önemli bir çağın açılmasına sebep olmuştu. Ekmek uygarlığı çağının.

Birçok farklı ve mevsimsel doğal yiyecekle beslenen taş devri insanı beslenmesi Ekmek uygarlığının insanına göre daha sağlıklıydı. Taş devri beslenmesi, insan doğasına en uygun sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzenidir. Bu konuda en önemli kaynak Prof Dr. Ahmet Aktaş’ın ‘Taş Devri Diyeti’ dir. Daha fazla insanı besleyebilmek için Neolitik çağ insanının deposunda yeterli miktarda buğdayla dolu olması gerekiyordu. Daha fazla buğday daha çok insanın beslenmesini sağlıyordu. Tabi bu beslenme tarzı o dönemin insanoğlu için çok ta uygun bir beslenme düzeni değildi. Homo Saphiens kitabında bu düzeni  ‘Tarım devrimi bir tuzaktı’ diyordu Yuval Noah Harari. Günümüzdeki gluten inteloransı yaşayan binlerce insan gibi ekmekle beslenen Neolitik çağ insanı eski Taş devri günlerini mumla arıyordu.

Tarım devrimi ile yediğinden fazlasını üreten çiftçiler  ‘artı değer’ buğdayını üretmişti. Bu ekonomi ticaretin ve para kavramının oluşmasına öncülük edecekti. Artık yeteri miktarda insanı doyuracak ekmeğimizi yaptığımıza göre uygarlıkları başlatabilirdik.

Ekmek Uygarlığının Coğrafyası;

Neolitik çağla birlikte önce köyler daha sonra da yeni uygarlıklar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu uygarlıkların öncülüğünü buğdayın iyi yetişebildiği coğrafyalar alıyordu. Mezopotamya uygarlıkları Fırat ve Dicle nehirleri kenarında, Mısır uygarlığı Nil nehri deltasında, Hint uygarlıkları ise Ganj nehri civarında hızla geliştiler. Bu uygarlıkların doğuşu ve gelişimini sağlayan en önemli etkenlerden birisi ekmek olduğunu söyleyebiliriz. Buğdayın ekilmesi ve ekmeğin pişirilmesi Sümerlerde en önemli güncel işti. Günümüzde bulunan çivi yazılı tabletlerde en fazla ekmek ile ilgili kayıtlar mevcuttur. Özellikle Asur ve Hitit uygarlıklarında Ekmek hayati derecede önemliydi. Hitit mutfak kültüründe 300 e yakın ekmek çeşidi vardı. Yine Hint ve İran uygarlıklarının sofralarındaki temel besin ekmekti. Günümüzde bile en çok yenilen yiyecekler arasında ekmek bulunur. Neolitik Tarım devriminden günümüze kadar geçen süre içinde en çok tüketilen besin ekmektir diyebiliriz.

Ekmek Bulamıyorsanız PASTA yiyin; Marie Antoniette..

Fransız Kraliçesine Marie Antoniette Ekmek uygarlığının en önemli figürlerinden birisidir.  Söylemediği halde kendisine atfedilen (Muhtemelen görümcesi tarafından) bu yafta onun giyotine gitmesine sebep oldu. O dönem pastaları (Brioche- Yani buğdaydan yapılan ekmeğe göre daha ucuz tahıllarla yapılan uygun fiyatlı bir tür çörek) ekmeğe göre daha ucuz ve arpa, çavdar gibi tahıllardan yapılıyordu. Ama bu söz Fransız devriminin ve Avrupa’daki Ekmek uygarlığının artık yeni ve daha da politik bir aşamaya girdiğini gösteriyordu.

Ekmek uygarlığından Yeşil Devrime;

Avrupa’nın Ekmek uygarlığının yeni gelişim bölgesi olmasıyla birlikte bu gelişim kısa sürede Amerika’ya da iletilmişti. 1950 li yıllarda hızla artan nüfus ve endüstriyel devrimin kapitalist girişimcileri, dünyada üretilen buğdayın insanoğluna yetmediği yalanıyla artık yeşil devrim yapmaya karar verdiler. Gerçi günümüzde 2-2,5 milyon hektar araziye yani Türkiye’nin 8-9 katı büyüklükte bir alana buğday ekilmesine rağmen açlık ve kıtlık hala devam ediyor ama, –  olsun onların cebi dolsun- mantığı hiçbir aymazlık tanımadan cüce buğdayı yetiştirildi. Yeşil devrimin cüce buğdayı, siyez buğdayının papucunu dama atmış gibi görünüyordu. Artık açlık olmayacak bereket olacak ve 1/800 veren başaklar tarla sahiplerini zengin edecekti. Bütün insanlar aksırıncaya tıksırıncaya kadar doyacaklardı. Bu buğdayı üreterek bir kahraman ünvanı alan Dr Norman Borlaug Rockefeller vakfının bir genetikçi çalışanıydı. Amaç ‘Yeşil Devrim’ i gerçekleştirmekti. Ülkemizde Meksika buğdayı adı verilen bu tür cüce buğday çok verimliydi ancak kimyasal ilaç ve gübre ihtiyacı vardı. İlk önceleri böyle verimli bir buğday için gübre ve ilaçlara verilen para pek küçümsenmişti ancak zamanla bu durumun tarla sahiplerini öncelikle bir borç ve kredi cenderesine giderek te tarlalarını banka veya tefecilere kaptırmalarına sebep oluyordu.

Esas Kazançlı olan kim!

Tarla sahipleri sürekli çalışmalarına rağmen esas kazançlı olan değillerdi. Ama bu buğdayı üreten Rockefeller tohum, gübre, ilaç, vb gibi ürünlerle çok büyük kazançlar elde ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Olsun insanlar doyuyordu ya.. artık kıtlık yoktu.. İnsanlar yeteri kadar buğday üretebiliyor, bununla ekmek ve diğer tüm unlu mamülleri yapabiliyorlardı!? Ama unutulan bir şey vardı. Günümüzdeki cüce buğday, atası olan Siyez buğdayından çok farklılaşmıştı.. William Davis, Buğday Göbeği kitabında dediği gibi – Çağdaş buğday ancak bir şempanzenin insana benzediği ölçüde gerçek buğdaya benziyordu-.

Ekmek uygarlığında insan yaşamı;

Melezleştirilmiş, verimi artmış ve bereketli olduğu söylenen bu modern buğday, hiçbir zaman insan doğasına uygun bir yiyecek olmamıştı. Cüce buğdayın arttırılmış glüteni, doktorlar tarafından birçok hastalığın baş sorumlusu olarak gösterilmektedir.  Bu yüzden artık birçok doktor tarafından hastalara, buğdayı ve ekmeği tamamen kesin uyarısı yapılmaktadır. Yine kalitesiz unlara beyaz görünüm veya dolgun görünüp iyi kabarmasını sağlayan kimyevi maddelerle yapılan ekmekler birer sağlık düşmanı olmuştur. Özellikle potasyum bromat veya beyazlaştırıcı peroksit gibi kimyasal maddeler ekmeği birer zehirli maddeye dönüştürüyor. Obezite, diyabet, çölyak ve otoimmün hastalıkların pençesindeki insanoğlunun kendisine yapacağı en büyük iyilik ekmeği diyetinin dışına çıkarmaktır.

Ekmek artık temel ihtiyaç maddesi değildir, hiç olmamıştı zaten..

Tarım devriminden bu güne buğday ve unla yapılan ekmek, insanoğlunun beslenmedeki temel gereksinimi olmuştu. Ancak melez buğday ve ekmeğin artık birçok hastalığın temel sebebi olduğu bilinmektedir. Ekmekteki glütenin insana verdiği zararla insanlar artık ekmekten tamamen vazgeçme eğilimindedirler. Vazgeçmekte bir erdemdir ve insanoğlunu en temel gereksinimini yeniden gözden geçirmektedir. Günümüzdeki cüce buğdaydan üretilen ekmekleri yemek, insan sağlığı için artık sürdürülebilir değildir. Bu nedenle ekmek uygarlığının sonu gelmiştir. Ruhuna Fatiha okuyabilmek için en büyük donanıma ihtiyaç var.. bilinçlenme donanımı..

Nasıl bir buğday- Siyez ve diğer antik buğdaylar:

Siyez buğdayının öyküsü 5000 yıl öncesine kadar gider. Buğdayın atası olarak bilinen siyez’den günümüze kadar 12 kromozom, 42 ye kadar yükselmiştir. Buğdayların atasından günümüze içindeki glüten oranını da 15-20 kat artmıştır. Eskiden bir tür yapıştırıcı olarak kullanılan gluten artık ekmeklerimizde bol miktarda var… Ancak siyez ve diğer antik buğdaylarda glüten oranı cüce buğdaya göre çok düşüktür. Bu konuda ’Nasıl bir buğday-Siyez ve diğer antik buğdaylar’ yazımızı okumanızı  tavsiye ederiz.

One Response

  1. ZEHRA CANBAZ

Reply

%d blogcu bunu beğendi: